top of page

Anormal Psikoloji Nedir?

10 Ağu
4 dakikada okunur

Anormal psikoloji, düşünce, duygu ve davranışın tipik ya da beklenen aralığın dışına çıktığı durumları inceleyen psikoloji alt dalıdır. Buradaki "anormal" sözcüğü günlük dildeki gibi bir yargı ya da hakaret anlamı taşımaz; bilimsel bir sınıflandırma terimidir. Alan, bu tür örüntülerin nasıl tanımlanacağı, hangi nedenlerden kaynaklandığı, nasıl sınıflandırılacağı ve nasıl tedavi edileceğiyle ilgilenir.

Anormal psikoloji, klinik psikolojinin kuramsal temelini oluşturur. Bir klinik psikolog terapi uygularken, anormal psikolojinin ürettiği araştırma bulgularına, tanı ölçütlerine ve sınıflandırma sistemlerine dayanır.

Anormalliği Tanımlamanın Zorluğu

"Normal" ile "anormal" arasındaki sınırı çizmek göründüğünden zor. Psikologlar genelde tek bir ölçüt yerine birkaç kriterin birleşimine bakar. Bunlardan en sık kullanılanı dört başlık altında toplanabilir:

Sapma (deviance): Davranışın toplumun ya da kültürün genel normlarından ne kadar uzaklaştığı. Ancak bu ölçüt tek başına yeterli değil; kültürler arası farklılıklar ve zamana göre değişen toplumsal normlar, "sapma"nın göreceli bir kavram olduğunu gösteriyor.

Sıkıntı (distress): Kişinin kendi yaşadığı öznel rahatsızlık, acı ya da huzursuzluk düzeyi. Bir davranış toplum tarafından tuhaf bulunmasa bile, kişiye ciddi sıkıntı veriyorsa klinik açıdan önemli kabul edilir.

İşlevsellikte bozulma (dysfunction): Davranışın kişinin günlük yaşamını, iş performansını, ilişkilerini ya da öz bakımını ne ölçüde aksattığı. Bu, klinisyenlerin en çok başvurduğu ölçütlerden biri.

Tehlike (danger): Davranışın kişinin kendisine ya da başkalarına zarar verme riski taşıyıp taşımadığı.

Bu dört ölçütün hiçbiri tek başına yeterli değil. Bir kişi toplum normlarından saparken hiçbir sıkıntı yaşamıyor olabilir (örneğin sıra dışı bir yaşam tarzı seçen biri), ya da tam tersi, toplumsal olarak "normal" görünen ama içten içe büyük bir sıkıntı yaşayan biri olabilir. Bu yüzden klinisyenler genelde bu kriterleri birlikte, bağlamı da göz önünde bulundurarak değerlendirir.

Tarihsel Gelişim

Anormal davranışın açıklanma biçimi, tarih boyunca büyük değişim gösterdi.

Doğaüstü model: Antik ve orta çağ toplumlarında ruhsal rahatsızlıklar sıklıkla kötü ruhlar, tanrısal ceza ya da büyü ile açıklanıyordu. Tedavi yöntemleri arasında trepanasyon (kafatasına delik açma) gibi uygulamalar da vardı.

Somatojenik (bedensel) model: Antik Yunan'da Hipokrat, ruhsal rahatsızlıkları bedensel nedenlere, özellikle dört sıvı (kan, sarı safra, kara safra, balgam) dengesizliğine bağladı. Bu, ruhsal rahatsızlıkları doğaüstü değil tıbbi bir mesele olarak ele alan ilk sistematik yaklaşımlardan biriydi.

Ortaçağ gerilemesi: Avrupa'da Ortaçağ boyunca doğaüstü açıklamalar yeniden güç kazandı; ruhsal rahatsızlığı olan kişiler zaman zaman şeytan çıkarma törenlerine, hatta cadı avlarına maruz kaldı.

Ahlaki tedavi hareketi: 18. yüzyılın sonunda Philippe Pinel gibi isimler, akıl hastanelerindeki zincirlenmiş hastaların insani koşullarda tedavi edilmesi gerektiğini savundu. Bu hareket, ruhsal rahatsızlığı olan bireylere merhametli ve saygılı yaklaşımın temellerini attı.

Modern bilimsel dönem: 19. ve 20. yüzyılda psikanaliz, davranışçılık, biyolojik psikiyatri ve bilişsel yaklaşımların gelişmesiyle anormal psikoloji, sistematik araştırmaya dayanan bir bilim dalına dönüştü.

Anormal Davranışı Açıklayan Kuramsal Modeller

Anormal psikoloji, tek bir teoriye değil, birbirini tamamlayan birkaç modele dayanır.

Biyolojik model: Ruhsal rahatsızlıkları genetik yatkınlık, beyin kimyası dengesizlikleri, nörolojik yapı farklılıkları ile açıklar. Örneğin şizofrenide dopamin sisteminin, depresyonda serotonin ve norepinefrin sistemlerinin rolü araştırılıyor.

Psikodinamik model: Freud'un mirasına dayanır; bilinçdışı çatışmaların, bastırılmış dürtülerin ve erken çocukluk deneyimlerinin ruhsal rahatsızlıklara zemin hazırladığını öne sürer.

Davranışçı model: Anormal davranışın da normal davranış gibi öğrenme yoluyla (klasik ve edimsel koşullanma) kazanıldığını savunur. Bir fobi, örneğin, olumsuz bir deneyimle belirli bir uyaran arasında kurulan çağrışımla açıklanabilir.

Bilişsel model: Çarpık, gerçekçi olmayan düşünce kalıplarının duygusal sıkıntıya yol açtığını öne sürer. Aaron Beck'in depresyonla ilgili "bilişsel üçlü" kavramı (kendi, dünya ve gelecek hakkında olumsuz düşünceler) bu modelin temel katkılarından.

Hümanistik-varoluşçu model: Ruhsal sıkıntıyı, kişinin kendini gerçekleştirme potansiyelinden uzaklaşması ya da yaşamın anlamıyla ilgili varoluşsal krizler olarak ele alır.

Sosyokültürel model: Yoksulluk, ayrımcılık, göç, aile yapısı ve kültürel normların ruhsal sağlık üzerindeki etkisini vurgular. Bir bozukluğun ortaya çıkışı ve seyri, bireyin içinde yaşadığı toplumsal bağlamdan bağımsız değildir.

Biyopsikososyal model: Günümüzde en çok kabul gören çerçevedir. Ruhsal rahatsızlıkların biyolojik (genetik, nörokimyasal), psikolojik (düşünce kalıpları, kişilik) ve sosyal (aile, kültür, yaşam olayları) etkenlerin karmaşık etkileşimiyle ortaya çıktığını savunur. Modern klinik uygulamanın çoğu bu bütüncül bakış açısını temel alır.

Sınıflandırma Sistemleri

Ruhsal bozuklukların tutarlı biçimde tanılanabilmesi için standart sınıflandırma sistemleri geliştirildi.

DSM-5 (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 5. baskı): Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayımlanır; her bozukluk için belirli tanı ölçütleri, belirti listeleri ve süre kriterleri sunar. Klinisyenler bir tanı koyarken bu ölçütlerin kaçının karşılandığını değerlendirir.

ICD-11 (International Classification of Diseases, 11. baskı): Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayımlanan, ruhsal bozuklukların yanı sıra tüm hastalıkları kapsayan uluslararası sınıflandırma sistemi. Birçok ülkede resmi tanı ve sigorta süreçlerinde kullanılır.

Bu sistemler zamanla güncellenir; örneğin eşcinsellik, 1973'te DSM'den, 1990'da ICD'den çıkarıldı çünkü bilimsel araştırmalar bunun bir bozukluk olmadığını ortaya koydu. Bu, sınıflandırma sistemlerinin sabit değil, bilimsel kanıt ve toplumsal anlayış geliştikçe değişen yapılar olduğunu gösteriyor.

Değerlendirme ve Tanı Süreci

Bir ruhsal bozukluğun tanısı tek bir testle konmaz. Klinisyenler genelde birden fazla kaynaktan bilgi toplar:

Klinik görüşme, kişinin geçmişini, belirtilerini ve yaşam bağlamını anlamak için kullanılan temel araçtır. Standart ya da yarı yapılandırılmış görüşme formatları, tanının tutarlılığını artırır.


Psikolojik testler, kişilik envanterleri (MMPI gibi), zeka testleri ve belirti tarama ölçekleri (Beck Depresyon Envanteri gibi) niceliksel veri sağlar.

Davranışsal gözlem, özellikle çocuklarda ya da sözel iletişimin sınırlı olduğu durumlarda önemlidir.


Tıbbi değerlendirme, belirtilerin altında yatan bedensel bir nedeni (tiroid sorunları, vitamin eksiklikleri gibi) dışlamak için gereklidir; bazı fiziksel durumlar ruhsal bozukluk belirtilerine çok benzeyebilir.

Anormal Psikolojinin Kapsadığı Başlıca Bozukluk Grupları

Anormal psikoloji literatürü, bozuklukları geniş kategoriler altında inceler: duygudurum bozuklukları (depresyon, bipolar bozukluk), anksiyete bozuklukları, travma ve stresle ilişkili bozukluklar, obsesif-kompulsif ve ilişkili bozukluklar, şizofreni spektrumu ve diğer psikotik bozukluklar, kişilik bozuklukları, yeme bozuklukları, nörogelişimsel bozukluklar ve madde kullanım bozuklukları. Her kategori kendi içinde alt tiplere ayrılır ve farklı nedensel etkenlerle ilişkilendirilir.

Damgalanma Sorunu

Anormal psikolojinin ele aldığı önemli bir konu da ruhsal bozukluklara yönelik toplumsal damgalanma (stigma). Damgalanma, bireylerin yardım aramasını geciktirebilir, tedaviye uyumu zorlaştırabilir ve sosyal dışlanmaya yol açabilir. Araştırmalar, ruhsal bozuklukları biyolojik ve çevresel etkenlerin bir sonucu olarak anlatan eğitim çalışmalarının, damgalanmayı azaltmada etkili olabileceğini gösteriyor. Bu nedenle modern anormal psikoloji, sadece bozuklukları tanımlamakla kalmaz, toplumun bu bozukluklara bakışını da araştırma konusu yapar.


Anormal Psikoloji ile Klinik Psikoloji Arasındaki Fark

Bu iki alan sık karıştırılır ama farklı işlevlere sahiptir. Anormal psikoloji, daha çok akademik ve araştırma odaklıdır: bozuklukların doğasını, nedenlerini ve sınıflandırılmasını inceler. Klinik psikoloji ise bu bilgiyi uygulamaya taşır: bireysel hastalarla çalışır, tanı koyar ve terapi uygular. Bir benzetmeyle, anormal psikoloji "hastalığın haritasını çizen" alan, klinik psikoloji ise "bu haritayı kullanarak hastaya yol gösteren" alan olarak düşünülebilir.


Anormal psikoloji, insan davranışının ne zaman ve neden tipik seyrinden saptığını, bu sapmanın nasıl anlaşılıp sınıflandırılacağını ve kişiye nasıl yardımcı olunabileceğini araştıran bir bilim dalı. "Anormal" kelimesinin günlük dildeki olumsuz çağrışımının aksine, alanın amacı yargılamak değil, anlamak ve destek olmak. Biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin karmaşık etkileşimini kabul eden biyopsikososyal bakış açısı, bugün bu alandaki en kapsayıcı çerçeveyi sunuyor.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page